Bugün çocuklar çizdiğim resimleri korkunç buldular. Çizdiğim resimlerle daha önce başkalarını da korkutmuştum. Ama hepimiz biliriz ki bir çocuğunkinden daha katıksız ve doğal bir tepki yoktur. Bir çocuğun tepkisinin doğruluğuna sırtınızı yaslayabilirsiniz.
Bir yetişkinin herhangi bir konu hakkındaki yorumuna katılmadığımda şöyle diyebilirim: Bakış açımız farklı. Onun görüşü kendisine has. Oysa bir çocuğa karşı aynı savunmada bulunamam.
Çünkü bir çocuğun kendisine has bir bakış açısından söz edilemez. Öyleyse bir resmi ilk gördüğünde verdiği tepki nereden geliyordur? Başka bir boyuttan mı? Peki onların başka bir boyuttan bakan gözlerinin bizlere 'cennetin ardındaki sırrı görüyorlarmış gibi' hissettirmesinin açıklaması ne olabilir?
Bence bu tepkilerde evrensel bir mesaj var. Yahut en azından tepki verilen şeyin doğasına ilişkin bir mesaj.
Ben resimlerimi çizerken özellikle korkutucu olsun diye uğraşmadım. Niyetim kimseyi korkutmak değildi. Gördüğüm imgelerin içimde var oluş süreçlerine tanık olmak istedim sadece, pek çok sanat erbabı gibi. Belki de içim karanlık bir yerdir ve oradan kopup gelen şeylerin sureti beni değilse de bir çocuğu korkutabilir.
Ben çocukluktan çıkmış olmalıyım. Resimlerime bakmak rahatsız etmek şöyle dursun, ilgimi çekiyor.
Yakında kendime büyük bir yatırım yapacak ve toz pastel seti alacağım. Bu iş benim için çok değerli. Başkaları için korkutucu sonuçlar doğursa da maalesef resme eğilmek noktasında direteceğim.
Şu an içim, belki, karanlık bir yer. Bu durumda siyah toz pasteli çok kullanacağım. Ve figürlerim de öyle pek dostane görünmeyecek.
Ama geleceğin ne getireceğini bilemem. Belki orada, benim gibi içi kararmış biri için bile biraz ışık vardır. Kim bilir, belki ben çizdiğim resimlerden birinde o ışığı yakalarım.
Miyazaki, film yapmaktaki en büyük amacının çocuklara bu dünyanın yaşamaya değer yanını gösterebilmek olduğunu söylüyor. Bu cümlesi çok hoşuma gitmişti. Çünkü ben de onun filmleriyle büyüdüm. Büyük oranda o filmler sayesinde bugün, yaşadığım bütün sıkıntılara rağmen bu dünyanın yaşamaya değer bir yer olduğunu düşünüyorum. Üzerimde bıraktığı etki ne kadar olumlu, öyle değil mi?
Olumlu bir etkim olsun isterdim doğrusu, çocuklar üzerinde. Miyazaki'nin cümlesinin aksine, onları korkutmak hoşuma gitmedi. Fakat etkim üzerinde bir değişiklik yapmak istiyorsam bunun yegane yolunun iç coğrafyamda ilerlemeye devam etmek olduğunu düşünüyorum. Alternatifim yok. Puslu ve çamurlu bataklıkları atlama ya da labirentlerin etrafından dolanma gibi bir lüksüm yok.
İnsanın içinde, onun içine doğru gidilecek tek yön var: Aşağı.
Yeteri kadar derine indiğimde Clarissa P. Estés'in bahsettiği La Loba'nın, içimdeki vahşi kadının topraklarına ulaşacağıma inanıyorum. O topraklara el değmemiştir. Orada her şey hayat doludur. Güneş evvela oraya doğar ve değebildiği her yeri aydınlatır.
La Loba'nın topraklarına ulaşmak tıpkı üzerinde yaşam bulunan bir gezegene inmek gibidir. Uzayın sonsuz sanılan karanlığını aşmış ve aşağılarda, bu karanlığı usulca dağıtan bir atmosferle korunan başka bir diyar keşfetmişsinizdir. Gezegenin yeryüzüne indiğinizde uzaydayken size anlamsız görünen bir yıldız, o anda hayati bir önem kazanabilir. Gezegenden bakıldığında ışığın nereden geldiği çok bellidir.
El değmemiş topraklarıma inebilir miyim, bunu da bilemem. Geleceğimde değilse de o topraklarda ışık olduğu kesin. Karanlığı yarmak pahasına da olsa, bir denemeli.

Bir çeşit Al sanatına tepki gösteriyor Miyazaki ve bence duyguları öne çıkarmaya, çizimleri duygularla tamamlamaya önem veriyor... Çocuklar için bilmem ama bana iyi geliyor tüm o animasyonlar tıpkı senin yazıların gibi
YanıtlaSilKesinlikle Ozan. Miyazaki için duygular çok önemli. Beni ona bağlayan etkenlerden biri de bu. Anlattığı mesele duygudan en uzak sandığımız alanla, belki politikayla ilgili olsa bile, o duyguları işine dahil etmeyi çok iyi biliyor. Nausicaa'yı bu açıdan çok başarılı bulurum mesela. Zor şartlar altında yaşayan insanların çözümü zor coğrafik ve politik meselerine değinen bir filmdir o. Ama izlediysen eğer, son sahnesini hatırla! Resmen bir duygu seliyle bitti.
SilHanne, Van Gogh:Sonsuzluğun Kapısında filmini izledin mi?
YanıtlaSilRukiye, ben Vincent'ı çok severim. O filmi de iki kez izledim. İçime dokunur. En çok bir tepede başını toprağa dayayıp da doğaya kulak verdiği sahneyi severim. Senin bloğundaki yazını da okumuştum. Fakat Vincent benim için o kadar çok şeyi ifade ediyordu ki, cümlelerimi toplayıp da üç beş kelam edemedim en sevdiğim ressamın en güzel filmi hakkında.
Sil