oturmuşum
bir Ezidi gibi
ortasına bir çemberin
dünya
gözlerimin önünde
parmağımın ucunda
görüyorum
duyuyorum
ama kımıldayamam
dokunsam
dokunurum
bozmak pahasına sessizliği
ama
isyan sayılır
günahkâra çıkar adım
zaman mı çizdi
bu görünmez ağı etrafıma
bilemem
kader dedikleri
dağ kılıklı
sabır perilerinin işi mi
•
oturmuşum
bir Ezidi gibi
ortasında bir çemberin
dünya
kulaklarımda
yeraltından yükselen bir ezgi
bir gencin feryadıdır bu
olsa olsa
sevgisini gömmüş
hani ant içmişti
cehennemin
tanrısına
yüzüne bakmayacaktı
sevdiğinin
onu kurtarmak pahasına
sonra baktı
dayanamadı
çiğnedi yegâne kuralı
çaldı
yeraltı
yerin olanı
bir kederin pası kaldı
dudaklarında
gencin
şarkısından anlıyorum
bunca olanı
ve soruyorum
kimdir günahkâr
hangisi
günah?
yapma denileni yapan mı?
yapacağını bile bile
yapamadığı için cezalandıran mı?
bakılmaz olana bakana
yasak olana dokunana
hüzün mübah
öyle dediler
kimdi onlar
iyiler mi yoksa şeytanlarımız mı?
•
oturmuşsam da
bir Ezidi gibi
ortasından bir çemberin
iki türlü de
satılmalıdır
sayfalar yırtılmalı
bir inancı
reddeder gibi
ya da zinciri kırarmışçasına
anadan üryan
süte batırılmış
bir patıskayız
sıkmalı
içimizi
son damlamıza kadar
bir gayret
bakmalı zaten gidecek olana
dokunmalı kavak tüylerine
ölünce
toz olup uçacak resimler
ölmeden varolmalıyız