Saksıdaki petunya, ölmek üzereyken "ah hayır, yine mi" demekten kendini alamayan bir çiçektir. Kendisini Douglas Adams'ın sayfalarında, bir türlü ölmek bilmeyen ruhunuysa satırlarımda bulabilirsiniz.

KENDİSİNİN TUTSAĞI


oturmuşum
bir Ezidi gibi
ortasına bir çemberin

dünya
gözlerimin önünde
parmağımın ucunda

görüyorum
duyuyorum
ama kımıldayamam

dokunsam
dokunurum
bozmak pahasına sessizliği

ama 
isyan sayılır
günahkâra çıkar adım

zaman mı çizdi
bu görünmez ağı etrafıma
bilemem

kader dedikleri
dağ kılıklı
sabır perilerinin işi mi


oturmuşum
bir Ezidi gibi
ortasında bir çemberin

dünya
kulaklarımda
yeraltından yükselen bir ezgi

bir gencin feryadıdır bu
olsa olsa
sevgisini gömmüş

hani ant içmişti
cehennemin
tanrısına

yüzüne bakmayacaktı
sevdiğinin
onu kurtarmak pahasına

sonra baktı
dayanamadı
çiğnedi yegâne kuralı

çaldı 
yeraltı
yerin olanı

bir kederin pası kaldı
dudaklarında
gencin

şarkısından anlıyorum
bunca olanı
ve soruyorum

kimdir günahkâr
hangisi
günah?

yapma denileni yapan mı?
yapacağını bile bile 
yapamadığı için cezalandıran mı?

bakılmaz olana bakana
yasak olana dokunana
hüzün mübah

öyle dediler
kimdi onlar
iyiler mi yoksa şeytanlarımız mı?


oturmuşsam da 
bir Ezidi gibi
ortasından bir çemberin

iki türlü de
satılmalıdır
sayfalar yırtılmalı

bir inancı
reddeder gibi
ya da zinciri kırarmışçasına

anadan üryan
süte batırılmış
bir patıskayız 

sıkmalı
içimizi
son damlamıza kadar

bir gayret
bakmalı zaten gidecek olana
dokunmalı kavak tüylerine

ölünce
toz olup uçacak resimler
ölmeden varolmalıyız


Hanne Geyik

Yazarak düşünüyorum.

Yorum Gönder