Üç gündür şehrimde yaz yağmurları yağmakta. Bu kurak şehir, ben onu tanıdım tanıyalı, nice zamandır ilk defa böylesine bereketli bir yaz yaşamış olmalı. Islanmış toprağın kokusunu içime çekmek, yağmurda veya yağmurdan hemen sonra dışarıya çıkabilmek harika bir duygu. Çıkamadığımda pencereyi açmak bile içimi ferahlatmaya yetiyor. Bu günlerde burada umutsuz ve mutsuz olmak mümkün değil. Yaz yağmuru kadar can bahşeden az şey vardır dünyada diye tahmin ediyorum.
Bir görseniz... Kendimi Karadeniz'de sanıyorum. Otlaklar ve tarlalar, karşımdaki sebze bahçesi ve Hasan Dayı'nın ekinleri yemyeşil. Ağaçların yüzü gülüyor, bu sene unutulmadılar. Normalde olsa unuturdu onları herkes. Bahçelerini sular, onlara bir kap su vermezlerdi. Ağaçların sorumluluğunun Allah'a havale edilmiş olduğunu düşünen çok kimse var burada. Diyorlar ki, onların rızkını O gönderirmiş. Göndermiyorsa da zaten, ağaçları kuraklığa dayanıklı yaratırmış. Onun işine karışılmazmış, haşa.
Fakat ağaçlar hallerinden memnun. Fazladan sulandığı için yüzünü asanını görmedim. Aksine, saçmışlar yapraklarını, besili bir ineğin gövdesi kadar dolgun duruyor dalları. Sanki yağmur suyundan daha çok faydalanmak istercesine, kapılarının kenarlarına ve yol sıralarına kovalar dizen ahaliye öykünüp daha fazla yaprak açmışlar.
Hava serin. Başka memleketler cehennem gibidir şimdi. Benimse annem demeli, üzerime sağanak sağanak rahmet yağıyor.
Gökkuşağı arıyorum üç gündür, yağmur durduktan hemen sonra, her defasında. Yazın çok olurmuş. Gökkuşağının ana malzemesi yağmur ya da bulut değil güneştir bilirsiniz. Güneşimiz biraz utangaç, yüzünün yarısını bir peçeyle örtüyor. Öyle çok terbiyeli ve temiz yetiştirilmiş olup da ismine halel gelmesinden korkan eski dönem Çamlıca konakları kızlarına benzediği de yok halbuki. Bulutların ardında kalışına engel olamamasından ve yaz vakti yağan yağmurdan gocunacak değil. Neyin kendi kabahati olmadığının gayet farkında, özgüvenli bir güneş bu. Nasıl yaktığını görmelisiniz! Niteliği kolay kolay sarsılmaz. Az sonra sabahki kadar yakacak yine tenimi. Oyun yapıyor bana. En arsız yüzünü göstermek için ortam yaratıyor. İşve mi desem, erotizm mi? Ona olan aşkımı saklayamıyorum. Hep bundan.
Velhasıl, gökkuşağı çıkmıyor. Şöyle tüm kudretiyle kendisini gösterse güneş, çıkacak. Elbet çıkacak. Ama herhalde gökkuşağını kıskanmaktan korkuyor. Hiçbir zaman onun kadar davetkar olamayacağını mı düşünüyor? Oysa güneş bu. Gökkuşağındaki her rengin kaynağı. Şu yoldan geçen herhangi birine sorsanız, ondan azametlisi yok. Yine de her varlığın onu özel yapan sınırları olduğunu biliyor olmalı. O; gökkuşağının bütün renklerini içeriyor olabilir, ama sergileyemedikten sonra ne de yapsa bir gökkuşağı gibi davranamaz. Gökkuşağının da yedi rengi birleştirip tek bir altın sicime dönüştüremeyeceği gibi.
