Saksıdaki petunya, ölmek üzereyken "ah hayır, yine mi" demekten kendini alamayan bir çiçektir. Kendisini Douglas Adams'ın sayfalarında, bir türlü ölmek bilmeyen ruhunuysa satırlarımda bulabilirsiniz.

ANTİK INFLUENCER

 


Bir hesap vardı instagramda, ta ilk zamanlarda. Çok hoş ve enteresan videolar çekiyordu. Yaptığı, görünüşte kulağa basit geliyordu ama fikir çok yaratıcıydı. O zamanlar için keşfedilmemiş bir tarzda, azınlıkta kalmış bir kesim insana özel bir hizmet sunuyordu.

Karayollarında yaptığınız uzun yolculuklarda aracınız ilerlerken pencerenizden akan sakinleştirici bir görüntü olur. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra değişen bir manzara. Bazıları sırf pencerelerinden o sakinleştirici görüntü aksın diye karadan giden araçlar üstünde uzun yolculuklara çıkarlar. Manzaranın elit mi, varoş mu; temiz mi dağınık mı; güz mü yoksa kış mı olduğu akan görüntünün niteliğini etkilemez. Bazen görülmeyesi yerlerden de geçersiniz. Hayatınız boyunca hiç görmeseniz, görmeden ölseniz bir şey kaybetmeyeceğiniz kuru otlaklar, taştan vadiler, sahipsiz köyler ve yıkılmış evler görürsünüz. Yolculuğunuzun büyük bir kısmı, göze hitap etmeyen çirkin manzaralardan ibaret olabilir. Yine de, neye baktığınız önemli değildir. 

Burada önemli olan, yolcunun asıl arzuladığıdır: Bakmak eyleminin kendisine duyulan hasret.

İşte geçmişte bıraktığım o instagram hesabı, böylesi bir hasret duysa da sadece akan görüntüye bakmak için yolculuğa çıkamayan, olduğu yerde bir süreliğine mahsur kalmış yolculara hizmet ediyordu. 

Bu hesabın sahibi, kendi karayolu yolculuklarına elinde muhtemelen Canon marka bir fotoğraf makinesiyle çıkıyordu. Bazen pencerenin kenarına oturttuğu, mümkünse dışına çıkardığı fotoğraf makinesiyle akmakta olan o sakin görüntüyü kaydediyordu. Görüntünün titrememesi için fotoğraf makinesini sabit tutmaya çalışıyor, işini özenle yapıyordu. Fotoğraf sanatçılarından ve belgesel yönetmenlerinden farklı olarak; ilgisini ve odağını asla kaybetmiyor, ereğinden şaşmıyordu: Niyeti, "uzun karayolu yolculuklarında pencereden akıp giden sakinleştirici görüntüye bakmak" eyleminin dijital bir prototipini, teknolojik bir fotokopisini oluşturmaktı. 

Hakikaten ilginç bir fikir. Eylemin bir makinede, fotoğraf kamerasında cisimleşmiş suretini ortaya çıkarmaya yeltenmek. Aynanın karşısına tutulan ayna gibi; sakinleştirici görüntüye bakan kameranın baktıklarına bakarak, bakılanın gerisindeki bakma eylemini hatırlatmak. Dahiyane. Çünkü eylemin suretini gören insan artık aracıyı algılamaz olur. Sanki manzaraya bizzat bakıyordur. Uzun bir süre ortadaki mavi noktaya odaklandığınızda etraftaki pembe noktaların silindiğine şahit olduğunuz illüzyonist resimlerde olduğu gibi. Eylemin kendisine odaklandığınızda, eser sahibi sizi eyleme odaklamayı başarabildiğinde, geriye kalan bütün unsurlar da tıpkı bu pembe noktalar gibi kaybolur: Şu anda uzun bir yolculukta olmadığınız, manzarayı izleyenin dijital bir kamera olması gibi dikkat dağıtan unsurlar silinince; geriye yalnızca manzaraya bakmakta olan siz kalırsınız.

O hesabı özlüyorum. Sahibinin, hassas bir İsviçre saati gibi çalışan zekice fikrini incelikle tasarlayarak ürettiği videoların bir benzeriyle henüz karşılaşmadım -evet, günümüz reels dünyasında bile yok onun bir örneği- ama bundan dolayı değil. O hesabı özlüyorum çünkü videoları çeken her kimse, yaratıcı bir zekaya ve ellerini hiç titretmeden video çekebilme beceresine haiz olmanın yanında, çok iyi bir müzik zevkine de sahipti. Videolarının arka fonuna mutlaka bir müzik eşlik ederdi. Uzun karayolu yolculuklarında neler dinleneceğini, ya da daha doğru bir tabirle, o sakinleştirici görüntüye hangi müziklerin daha çok yakışacağını ondan öğrendim. 

İsmini bilmediğim bu yabancının ve adını unuttuğum için geçmişimde kaybolmuş hesabının kulakları çınlasın. 

Hanne Geyik

Yazarak düşünüyorum.

Yorum Gönder