Saksıdaki petunya, ölmek üzereyken "ah hayır, yine mi" demekten kendini alamayan bir çiçektir. Kendisini Douglas Adams'ın sayfalarında, bir türlü ölmek bilmeyen ruhunuysa satırlarımda bulabilirsiniz.

YANGIN MERDİVENLERİ


 
Yangın merdivenlerine teşekkür borçluyum. Nasıl da kurtarıcıdır onlar!
Siz sıkışıp kalmışsınızdır meymenetsiz bir binanın dar koridorları arasında. Ne tarafa gitseniz karşınıza soğuk bir duvar çıkacağını düşünürsünüz. Ta ki yangın merdivenlerinin ağır demir kapısıyla karşılaşana kadar. O kapının ardından bir esinti gelir. Rüzgarın uğultusunu işitirsiniz bir anda. Uğultu, merdiven aralarından gezinip kulağınıza çalınır.
Yangın merdivenleri, bilhassa iş dünyasının soluk mimarisinde, binada sıkışıp kalanlar için bir kaçış noktasıdır. Birazcık temiz hava alabilecekleri soluklanma yerleridir. Dış dünyayla kesilen ilişkilerin yeniden kurulduğu, batan güneşin hatırlandığı ve dökülmüş yapraklardan geriye kalan cılız ağaç dallarının izlendiği hûşû mekanıdır.


Bazıları içerinin bunaltıcı sürükleyiciliğine karşı öyle çaresiz hissederler ki yangın merdivenlerine çıktıklarında da içeriyle olan irtibatlarını kesemezler. Yeni bir yere çıkmış ya da bir önceki yerden biraz uzaklaşabilmiş olma duygusu sirayet etmez onlara. Onlar için hûşû mekanı diye bir şey yoktur. Kafalarında taşırlar sıkıntıları, gittikleri yere bir bezginlik götürürler. Suratlarına çarpan açık hava onları özgürleştirmez, sadece özgürlüğe bir davetiye çıkarır. İcap etmesi mümkün olmayan bir davettir bu: Tutunduğun şeyi bırak, seni sürükleyeyim.


Fakat nasıl olur, insan tutunduğu şeyi bırakamaz ki! Bin çabayla çilesini çekmiştir tutunmanın. Savrulmamak için, kendisini dört yandan esen yelin şerrinden korumak için uğraşıp durmuştur. Bir yere çakılmak da çakılmak istemiştir bunca zaman. Çakılsın da, ait olsun. Oranın olsun.
Şimdi onca emekten sonra tutunduklarını bırakmak, hainlik değil midir? İnsanın kendisine karşı bundan daha büyük bir ihaneti olamaz.
Hayır, iyisi mi bağlı kalmalı içeriye. Dışarıdayken bile insan, nereye ait olduğunu; içeride onu bekleyen bir masa, masada iş, işte görev ve yükümlülükleri bulunduğunu unutmamalı diye düşünür böyleleri.
Kafalarında düşüncelerle hep alışık oldukları o ortamı anımsatması için, bir sigara yakarlar.
Temiz havayı solumak rüzgarın teklifini kabul etmekmiş gibi, bir hıyanet hissederler damarlarında yakmazlarsa. Rüzgarın yumuşak sesi kulaklarına değmemelidir. Nazik kokusu, yüreklerini her an yoldan çıkarabilir.
Kimileri işte bu tarz aksiyonlara pek gerek olmadığını düşünür yahut hep aynı ritimde atmaya alışmış kalpleri heyecanı kaldırmaz.
Hiçbir şeyden kaçmak istemez, hiçbir şeye doğru çekilmezler. Veya kaçmak isterler ya da çekilirler ama kendilerini tutarlar.
Ve yangın merdivenine çıktıklarında bir sigara yakarlar.


Ben, yangın merdivenlerine çıktığımda ıslık çalıyorum. Nefesim yankı yapıyor, rüzgarın uğultusuna karışıyor. O davetkâr sesin bir parçası oluyorum böylece. Yoldan çıkaranların yoldan çıkmış sesi oluyorum.
Tereddüt etmiyorum tutunduklarımı bırakmaktan. Her zaman değilse de, en azından yangın merdivenlerinde. Sıkışıp kalmış çaresiz insanlar nasıl ki kendilerini bir yere ait olmakla avutuyorlarsa ben de ait olmadığımı hatırlatıyorum kendime: Bu köhne yapıya ait değilim. Benim yerim, rüzgarın değebildiği yerlerdir.
Bir gün gerçekten bırakabilmek ümidiyle kalbimi rüzgara yaslıyorum. Onunla sürüklensem gidebileceğim muhtemel otlakları, çayırları ve kavak sıralarını düşünüyorum.
Islığımı kendine katışına bakılırsa, o beni sırtına almaya dünden razı.


Bu düşüncelerle yalnız olmadığını bilen biri olarak giriyorum bu defa, binadan içeri. Gerisin geri dönüyorum yüzümü soğuk duvarlara. O duvarlarda gün yüzü görmemiş sıra sıra evraklar vardır. Yıllanmış ve tozlanmış, unutulmuş. Ama bir nedenden ötürü çöp değil.
Bakalım bu nedeni anlayacak mıyım içeride geçirdiğim zamanlarda. Rüzgarın sırtına binmeden önce , anlamaya uğraşabilirim.


Sonrasında, umurumda olmaz. Edinecek daha mühim dertler bulurum kendime.
Herkesin elini çektiği bir dosyadansa, ruşvaş çayının anavatanını keşfe çıkmak gibi mesela.

Hanne Geyik

Yazarak düşünüyorum.

2 Yorumlar