"zorlu bir kış geçirdim,
seninki gibi nefti"
demiş bu defa çok sevdiğimiz şairimiz, İsmet Özel. Ben de onun bu sözünü alıp sizi bitmeyen kışlara ve sıkıntılı geçen zamanlarımıza götürmek istiyorum. O, bizi diri kılacağına inandığımız ağaç kabuğunun oluşum sürecine.
Sıkıntılı olduğunuzda ne yaparsınız? İşi gücü boşverek kafayı çekip yatmak, ağlamak? Bedeni dışarı atmak, onu harekete zorlamak, yürümek, koşmak?
Ben bir ağaç kenarına gider, onun kabuklarına dokunurum. Önce, güç alır gibi, sanki ondan bana sağlam bir enerji akıyor gibi hissederek gözlerimi kapatırım. Sonra açarım gözlerimi. Bir ona, bir kendime bakarım. Nerede, ne olduğumu düşünürüm. Elbette ki nerede ve ne olduğunu az buçuk çözmüş bir insan olarak, kaygılanır ve strese girerim. Olduğum yerdeki varlığım beni sakinleştirmekten çok uzaktır. Bu yüzden karar değiştirir, biraz da ilkel bir yaşama dürtüsüyle, odağımı dağıtırım. Ağaca bakarım. Onun nerede olduğunu ve ne olduğunu düşünmeye başlarım. İşte bu, az önce duyduğum kaygıdan ötürü birbirine girmiş nefeslerimi dengeler. Kesik kesik soluklarım uzamaya, genişlemeye başlar. Her ne sıkıntım varsa, sanki artık yok gibidir.
Düşünürüm. Nedir, yaş fidanı kurutan? Onu lodosta esen poyraza karşı böylesine sağlam kılan? Bir zamanların eğilip büküleninin başı şimdi nasıl böyle dimdik?
∵
Ağaçlara hepimiz hayranlık duyarız diye bir genelleme yapmak istiyorum. Hektar hektar ormanları gözünü kırpmadan harcayan şirket yetkililerini de çizdiğim çemberin içine alarak büyük bir laf ediyorum. Diyorum ki evet, onlar da dahil olmak üzere hepimiz bir ağaca bakınca büyüleniriz. Çocukluk hayallerimizin süsüymüşçesine büyüleniriz onlardan. Onların yılmaz yiğitliklerine bakan meraklı gözler, anlamaya çalışır. Ten, maddeye yakınlaşmak ve ona dokunmak ister. Dokularında hissetmeye çalışır yaşanmışlığını. Çok geçmeden, bir ağaca öykünürken bulabiliriz kendimizi. Onu bir ayrıcalık addeder ve her ayrıcalıkla karşılaşmada olduğu gibi ona önce imrenir, sonra onu kıskanırız.
Bir kere, bir ağaç doğanın içindedir. O, doğanın içinde olmakla da kalmamıştır, doğanın bizatihi kendisidir. O ne ise doğa odur. Ne huzurlu, deriz içimizden.
Bu muhteşem uyuma bakakalırız. Kendiliğindenlik ve başkaca bir gayeye yer bırakmayan, günün her saatinde akabilen sıradanlığın tınısı başka yerde böyle cezbetmez bizi.
Daha sonra, gözün gördüklerini ikinci plana atar ve tene fırsat veririz. Sen ne duydun, deriz. Kabuğun girintili çıkıntılı, pürüzlü sertliğidir tenin bize ilettiği. Şu gövde, doğrultudan farklı yöne sapabilmiş bir dal parçası, yerçekimine direnen yaprak, hepsi nasıl da diridir.
Kuruludur düzen, her parça bağlıdır olduğu yere. İşte, tam bir dayanıklılık örneği karşımızda. Kendi yerinde, güçlü ve sağlam. İktidar onda sırıtmıyor.
Tüm bunlar bizi sarhoşa çevirir. Bir sarhoş gibi sahip olmak isteriz bizi sarhoş edene. Fakat tam bu noktada ayrışırız. Her birimizin kendi dünya görüşüne göre biçimlenmiş farklı bir sahiplik algısı vardır çünkü. Hepimizin sahip olmaktan anladığı, başkadır.
∵
Kimileri, bir çit kurmak ister ağacın etrafına. Yanına bir baraka. Öyle ki ağacı göz hapsine alacak. Her istediğinde ona bakabilecek.
Kimileri, odununa tutulur ağacın. Gövdenin alabileceği şekilleri hayal ederek şevke gelir, Gepetto gibi. Ağaca, daha sert ve daha ulvi metaryellerin ham maddesi olarak bakar. Bir an evvel gövdeyi kökten sökmek ve onu kendi fikriyle harmanladığı yaratısına dönüştürmek ister. O bir sanatçıdır ne de olsa. Yani, insanların iş yapanı. İşe yarayanı. Damarlarındaki gökten inme kutsiyetten ötürü, baltayı indirecek güce ve ağaç üzerinde söz sahibi olmanın yetkinliğine sahiptir evvela böyleleri.
Kimileri için, madde değil ama maddenin ardındaki fikirdir önemli olan. Onlar da sanatçıdır. Ama iş bitirici değillerdir. Onlar bir ağaca baktıkları zaman hem toprakta hem imgelemde ayrı ayrı yeşerecek filizler görürler. Bu filizlerin her biri büyütülüp bakılsa bir el emeğine dönüşebilir.
Yerindelik, verileni benimseme, uyumu öğrenme, direnmeden direnme -bir direk gibi mesela, tutunma, sabretme ve bir zafer kazanma: Katılaşma. İşte bu çeşit filizlere sahip çıkılmalıdır, çıkılacaksa. Yeni bir genomdan kök hücre alacak laboratuvarcıların ince işçiliğiyle azmederlerse, her birinden başka bir sonuca veya hepsiyle birden tek bir sonuca ulaşabilirler. Bir kitap, tam olarak böylelerince çıkar ortaya.
Bazıları da vardır ki, onların dünya görüşü sahiplik kavramını bütünüyle dışlamıştır. Böylelerini anlamak, kolay değildir. Doğrusunu isterseniz, bir nebze zordur. Çünkü hiçbir şeye sahip olma arzusu duymayan bu kimseler bir ağaca herkes gibi hayran olmazlar. Onların hayran olma tarzları farklıdır.
Diğerleri, ağaca ancak kendileriyle bir ilişki kurduktan sonra hayran olabilmiştir. Hayran olmuştur çünkü ağaç onu daha önce hiç olmadığı kadar huzurlu ve mutlu hissettirebilmiştir. Hayran olmuştur çünkü ağaç sıradaki projesine ilham olmuştur. Ona şiir yazdırmış, şarkı söyletmiştir. Gerçeğe yaklaştırmıştır onu. O aslında hayranlığının yaratıcılığa sebebiyet verdiğini düşünse de bilmez ki asıl hayranlığı, ağaç ona ürünlerini sunduktan sonra başlamıştır.
Oysa sözünü ettiğimiz bu kimseler için ağacın onlara bir şey sunmasına gerek yoktur. Ağaçla aralarında bir ilişki kurulmasına da gerek yoktur. Zira bu kişiler bir ağaca hayran olmak için illâ onunla karşılaşmayı, gözleriyle onu görmeyi, tenleriyle ona dokunmayı beklemezler. Fakat yine de, yani görüp duymamalarına rağmen, sadece nesnenin var olduğunu bilerek ve onun varlığını tanıyarak nesneye karşı karşılıksız bir sevgi besleyebilirler. Sadece var olduğu için. Burada, tam göz önünde, istenildiği gibi değil; istediği yerde, rahatça, özgürce, kendince.
Son gruptakiler ilişkinin her türünden kendilerini sakınabilirler çünkü onların inancına göre ilişki, sahipliğe giriştir. Hiçbir metanın desteğine ihtiyaç duymadan kendilerince var olma düşüncesine takık olduklarından; onlar için ağaç bir ideadır. Ulaşılması planlanan üstün form. Hedef. Amaç. Gaye.
Bir tarafta bu gayeye ulaşmanın zorluğunun ıstırabı, öte yandaysa hep beklenen ve hayali kurulan o acıdan münezzeh cennete duyulan özlem. Gözlerinden parlayan, bilahare toprağa damlayan budur işte.
Onların görevleri de kendilerine ulvi.
∵
Bir ağaçtan ne anlarız?
Bir sürü şey.
Zorluktan ve sıkıntıdan?
Sanmayın ki hep aynı şey. Hayır. Özgür olmak isteyen adamla kök salmak isteyenin derdi bir mi?
Buna rağmen, bir yerde ortağız: Kış, hepimize zor. Aynı ağaca baktığımızda aynı şeyi düşünmüyoruz belki. Kim bilir neyi simgeliyor bizim için. Her neyin temsiliyse, yine de bir ağaç olmak geçiyor içimizden. Tek başına ve kendi gibi ya da onu sertleşmeye mecbur kılan koşullarda, dimdik ve hayatta.
Yaş fidanı kurutan nedir peki derseniz, bunu ağaçtan başka kim bilebilir?

Harika 👍
YanıtlaSilTeşekkür ederim 😊
SilDerinlere inmene, bizi o ağacın ya da ağaçların yanına götürmene, düşündürtmene, "Ağaç için ben neyim? Ağaç benim için ne?" sorularını sordurtmana o kadar hayranım ki! Aslında bu kadar da değil.Tüm bu cümleler çok az düşüncelerimi ifade edebilmek için. Peki şöyle bir cümle kursam nasıl olur? Ağaçlara hayran olmayı severim. Sen de benim hayran olduğum bir ağaçsın. :)
YanıtlaSilBu çok tatlı bir yorum ☺️
Sil